Need for Speed: Undercover

Etiketler :

Aslında bunları sonda söylemem gerek; ama dayanamayıp başta söyleyeceğim: Harika bir oyun serisi yaratıp daha sonra o oyun serisini yine aynı hızla batırmada Electronic Arts’ın üstüne başka firma yok. Bir zamanların en iyi futbol oyun serisi olan FIFA serisini batırdılar, şimdi yeni yeni toparlamaya başladılar. NBA Live serisini söylemiyorum bile, en sonunda dayanamayıp bu sene bilgisayarlar için piyasaya sürme zahmetine bile girmediler. Ve işte bu kıyımın son halkası da maalesef NFS serisi olmuş. Bu oyunu, piyasaya yeni giriş yapmış bir oyun firması yapmış olsaydı, fena değil diyebilirdim; ama Electronic Arts gibi bir devin, böyle bir oyun yapmasını, doğrusu pek içime sindiremedim. Neyse, dilerseniz artık oyunun incelemesine geçelim.

Klasik Bir Senaryo
Oyunda gizli bir polisiz ve uyuşturucu çetesinin içine gizlice sızıp onları çökertmeyi hedefliyoruz. Bunun için de en iyi yol nedir? Evet, iyi bir şoför olmak. Senaryo bundan ibaret. Oyun boyunca yarışlara katılıyoruz, polislerden kaçıyoruz, bu çeteye bizim bir polis olmadığımızı inandırmak için ne kadar suç -kamu malına zarar vermek, araba çalmak, mal kaçakçılığı yapmak- varsa onu işliyoruz.

Oyunun grafikleri ilk başta gözüme hoş gözükse de sonradan çok rezil gelmeye başladı. Gölgelendirmeler fena değil; ama o gündüz aydınlığı tam bir felaket. Bazen artan güneş ışınları, hızlı gittiğinizden dolayı oluşan blurlanmayla birleşince ekranı neredeyse bembeyaz bir ışık kaplıyor ve yolu görmekte sıkıntı çekiyorsunuz. Ayrıca oyundaki blur efektinin de biraz abartılmış olduğunu söyleyebilirim. Tekrardan güneş ışınlarına dönecek olursak, olmayacak yerlerden sızan güneş ışınları da saçma sapan görüntülere neden olabiliyor.

Hasar modellemelerine de pek bir anlam veremedim. Arabanızın dikiz aynası bazen en ufak bir sürtünmenizle uçup giderken, bazen de bana mısın demiyor. O kadar kaza geçirmenize rağmen, bazen arabanın camları kırılmıyor, arabanın yan kısmını duvara çarptığınızda yan kısmında ya da arabayla takla attığınızda üst kısmında bir çizik bile olmayabiliyor. Yani hasar modellemeleri orta ile kötü sınıf arasında bir yerlerde. Tamam, hasar modellemelerini pek iyi yapamamışsınız, iyi de araba bir yarıştan sonra ya da bir kovalamacadan sonra; kısacası o an oynadığımız görevi geçtikten sonra niye “sıfır” haline geri dönüyor. Madem geri dönecek o zaman niye hasar modellemesi yapmışsınız.

Hayalet Şehir
Gelelim şehre. Bu nasıl bir şehir ya! Tamam geniş, güzel bir şehir; ama sokaktaki yürüyen vatandaştan vazgeçtim, bari biraz trafiği kalabalık tutun. Sadece High Way Battle yarışları var sizi bu açıdan tatmin edebilecek, gerisi boş. Bunu hem şehir olarak hem de alacağınız tat olarak söylüyorum. Yolda ilerlerken seyrek seyrek karşınıza çıkan arabalar harici, şehir, insana bir hayalet şehri andırıyor ve maalesef oyun bu konuda da vasatı geçememiş.

High Way Battle’dan biraz bahsedecek olursak; teke tek yarıştığınız ve öndekini geçip ona belli bir fark atmak zorunda olduğunuz ya da belli bir süre önünde kalmak zorunda olduğunuz bir yarış türü. Genel olarak bu yarışlar heyecanlı geçiyor. Yolunuzun üzerindeki bir sürü arabadan sıyrıla sıyrıla ilerlemeniz, milimetrik hesaplar yapmanız bir an olsun dikkatinizin yarıştan kopmamasını sağlıyor ve adrenalinizi doruk noktasına çıkartabiliyor. Bu mod haricinde klasik olarak polisten kaçma, polisten kaçarken belli bir kamu hasarı yaratma, klasik yarışlar, sprint gibi modlar da oyunda mevcut. Aslında polisten kaçma olayı da bir nebze olsun zevkli. Bir nebze diyorum, çünkü sokaklarda fazla arabanın olmaması maalesef buradan alacağınız zevki de baltalamış.

Normal yarışlar için söylemem gereken tek şey, yarışların son derece kolay olması. 14 saniye geriye düştüğünüz bir yarışı 8 saniye önde bile tamamlayabiliyorsunuz. Bu da oyunun daha çok kimlere hitap ettiğinin bir göstergesi bence.

Araç kontrolleri ilk başta sizi zorlayabiliyor; ama sonradan buna alışıyorsunuz. Aslında pek zor değil yani. Ama aracın ilk kalkış anları bana saçma geldi. Mesela kaza yaptınız ve arabayı yeniden kaldırmak için direksiyonu sağa ya da sola kırarak gaza bastığınızda, bir anda arabanın kontrolünü kaybedebiliyorsunuz. Aynı şey dönüşler için de geçerli. Bazen arabanın kontrolünü kaybedip olmayacak yönlere gidebiliyorsunuz.

Kaza anında hemen “R” tuşuna basıp arabanızı resetleyip yola devam mı etmek istiyorsunuz, bu oyunda inanın bu bile doğru çalışmıyor. Bazen arabayı resetlediğinizde, arabanız, resetlenmeden önceki aynı konuma geliyor. Yani hiçbir değişiklik olmuyor. Ama bu dediğim gibi bazen oluyor, öyle sıklıkla olan bir şey değil.

Oyunda Tab tuşuna basarak ya da GPS haritasına girip yarışmak istediğimiz yeri seçerek direkt yarışa giriyoruz. Yani yapımcılar bize yarış yerine gitme gibi bir imkan sunmamışlar, bu da oyunun bir diğer eksisi.

Oyunda bölüm geçtikçe “Driver Skill”leriniz (Sürücülük Yeteneği) artıyor. Yarışlardan kazandığınız paralarla yeni arabalar alabilir ya da arabanızı modifiye edebilirsiniz. Size tavsiyem, yapıştırma ve arabanızı boyama haricinde, modifiye anlamında pek geniş bir şey beklemeyin.

Gelelim Electronic Arts’ın genel olarak yaptığı en iyi şeye: Sesler. Doğrusu Sezar’ın hakkı Sezar’a. Electronic Arts, bazen ne kadar berbat oyunlar yapsa da, her zaman seslendirmeleri çok iyi yapmayı başarıyor. Arabaların çıkardıkları sesler oldukça gerçekçi ve arabadan arabaya değişiyor. Bilhassa yarışlardaki rakip arabaların yanından geçerken veya onlar sizin yanınızdan geçerken işitilen sesler, bazen size bir yarışın içerisinde olduğunuzu hatırlatan, belki de, tek şey oluyor.

Oyunun müzikleri istikrarsız olmuş. Yani bazen çok güzel bir müzik çalarken, bazense beni hoparlörün sesini kısmaya zorlayan müzikler çaldığı oldu. Maalesef müzik tercihi bu sefer pek iyi olmamış. Oyun, burada da bocalıyor.

Elveda
Yazımın başında da belirttiğim gibi, Electronic Arts, parlak oyun serilerine (!) resmen bir yenisini daha eklemiş durumda. Duyduğuma göre de Electronic Arts artık Need for Speed serisi için bir oyun yapmayacakmış. Orta sınıf grafikler, kaliteli seslendirme, kolay sayılabilir araç kontrolleri ve hayalet bir şehir. Bir zamanların en iyi oyun serisine böyle veda etmemiz, açıkçası beni üzdü. Ama ben NFS serisini Underground’daki, Most Wanted’daki haliyle hatırlamaya devam edeceğim. Güzel oyunlu günler…

Football Manager 2009

Etiketler :

Acaba hayalleri arasında bir futbol takımına antrenörlük yapmak olmayan kaç erkek vardır İşte bu imkansız gibi görünen hayalimize bir oyun sayesinde kavuşmuştuk. Eskiler onu Championship Manager olarak hatırlasalar da, 2004 yılında Football Manager 2005 olarak piyasaya çıkan efsane menajerlik oyunu, bu sene de bizlere birçok yenilik vaadinde bulundu. Fakat bu seneki vaatler içerisinde en çok ilgi çekeni 3B maç gösterim sistemi idi. Artık oyuncuları kuş bakışı yuvarlak şekillerde görmeyecek, üç boyutlu olarak görecektik. Bu, büyük ve riskli bir yenilikti; zira pek çok oyuncu 2B maç gösterim sistemine zaten alışıktı ve sistemden de memnundu. Peki bu 3B işinin altından Sports Interactive başarılı bir şekilde kalkabilmiş mi, göreceğiz.

Eski ve Yeni İç içe
Football Manager’i bilmeyenin olduğunu pek sanmasam da, yine de oyunun yeniliklerinden bahsetmeden önce genel hatlarıyla kısaca oyundan bahsetmek istiyorum. Oyunda 51 ülkenin ligleri mevcut ve yine her zamanki gibi futbolcu datası oldukça geniş. Zaten Football Manager’i rakiplerinden ayıran en büyük özelliklerinden birisi de futbolcu datasıdır. Ama maalesef bu kadar geniş bir futbolcu datasına rağmen, yine de oyunun lisans sıkıntısı çekmesi açıkçası beni üzdü. Sadece oyunun içeriğine yüklenmek yerine, biraz da olsa parasal yönlerine de ağırlık verseler daha iyi olur. Yani Türkiye liginden bir takımın amblemi yok, hadi bu neyse; ama İngiltere ya da Almanya liginden de mi bir takımın amblemi olmaz Bu konuda FM yine beni hayal kırıklığına uğrattı.

Oyunun ara yüzü yine aynı, pek bir değişiklik göremedim. Oyuna ilk başladığınızda transfer olabileceğiniz ligleri işaretleyip bu ligler içerisinden bir takım seçiyorsunuz. Hedefleri belirliyorsunuz, buna göre de kulüp size bir bütçe sunuyor. Elde edilen başarılar karşılığında oyuncuların alacağı primleri belirliyorsunuz. Tabii ki de hedeflere ulaşamadığınız takdirde takımdan kovulmanız kuvvetle muhtemel.

Gerçekte olduğu gibi, sıklıkla birçok kişi hakkında transfer dedikoduları ortaya atılıyor ve bu kişiler hakkında medyaya demeç veriyorsunuz. Yalnız bu oyunda medya büyük bir yer kaplıyor. Şampiyonlar ligi maçlarınızdan önce ya da liginizde oynayacağınız önemli maçlardan önce medya karşısına çıkıp onların ardı ardına sordukları soruları cevaplıyorsunuz. Tabii gelen soruya göre konuşmak istemezseniz de o soruyu cevaplamak istemeyebiliyorsunuz. Takdir size kalmış. Bu basın toplantılarının insanı sıkabileceğini de düşünen yapımcılar bir alternatif daha oluşturmuş. İsterseniz basın toplantılarına kendi yerinize yardımcınızı da yollayabiliyorsunuz.

Oyunculara yardımcı olması açısından oyuna katılan bir diğer özellik, kendi söylemimle, “trafik ışıkları” olmuş. İlk 11’i oluştururken sahaya yerleştirdiğiniz oyuncuların yanında yeşil sarı ve kırmızı noktalar oluşuyor. Yeşil nokta o oyuncunun kendi mevkisinde oynadığını gösteriyor, sarı nokta oyuncunun kendi mevkisinde değil de o mevkiye yakın bir yerde oynadığını gösterirken, kırmızı nokta ise oyuncunun tamamen kendi mevkisiyle alakasız bir yerde oynadığını gösteriyor.
FM 2009 Gerçekleri
FM’yi malum rakibinden ayıran en gerçekçi noktası ise, yabancı kısıtlaması ve kupa sistemi. Bu iki sistem de her ülkenin sistemine uygun. Yani mesela Türkiye’de ilk 11’de 6 yabancıdan fazla oyuncu oynatamıyorsunuz ve kupa sistemi de Fortis Türkiye Kupası gibi gruplu kupa sistemi.

Türk Milli Takımı olarak Avrupa kupasında elde ettiğimiz başarıyı göz ardında bulundurmayan yapımcılar, Türk futbolcuların özelliklerini ve değerlerini de arttırmışlar. Mesela geçen sene takımınızdan kovduğunuz birisi, bu sene takımınızın değişmez ismi olabiliyor.

Yapımcıların bir diğer vaadi ise, transfer sistemindeki düzeltmelerdi. Yani artık bir oyuncuyu almak için değerinin 2-3 katı bir bedel ödemek zorunda kalmayacaktık ve gerçekten bunu da başarmışlar. Bir oyuncuyu değerine yakın veya değerinin biraz üstünde alabiliyoruz. Tabii bazı oyuncular için futbolcuları, futbolcular için de oyuncuları değişilmez olabiliyor. Bir oyuncuyu transfer etseniz dahi o oyuncu takımınızı beğenmeyip sizi reddedebiliyor.

Gelelim oyunun bu sene sunduğu en büyük yenilik olan 3B sistemine. Açıkçası ben bu sistemi gördüğüm zaman 3B olduğundan şüphe ettim. FIFA Manager’ın 3B futbol sistemi bile o kadar kötü olmasına rağmen, Football Manager’ın devrim(!) niteliği taşıyan 3B sistemini 10’a katlar. Acaba bu sistem için kullandıkları oyun motoru ne? Bunu gerçekten çok merak ediyorum. Bana 7 yaşımda oynadığım bir atari oyununu hatırlattı. Acaba onun motorunu mu kullanmışlardır? Neyse ki verilmiş sadakamız varmış ki, yapımcılar devrim yaptık diyerek 2B gösterim sistemini komple oyundan silmemişler. Biraz hatalı da olsa hala 2B sistemimiz mevcut. Hatalı derken, öyle fazla büyük hatalar değil. Mesela sahada bazen oyuncuların isimlerinin bir kısmı yazılı kalıyor. Hatalar bu tarz küçük şeylerden ibaret.

Oyunun bir diğer sorunu, ilk 11’i kurduğumuz ekranda. Oyuncuları sahaya dizerken bir anda iki oyuncunuzdan yan yana iki tane oluyor. Haliyle sahada da 13 futbolcunuz varmış gibi duruyor. Neyse ki bu hata buradan öteye gidememiş. Yani sahaya yansıyan bir şey değil.

Oyunun yine kendine ait müzikleri yok. Siz kendi açacağınız müziklerle idare etmek zorunda kalıyorsunuz ve böyle olunca da maç esnasında sizin açtığınız müzikle taraftar sesleride birbirine karışıyor. Bu da rahatsız edici durumlara yol açabiliyor

Son Sözler
Oyun, yine her zamanki gibi efsaneye yakışır nitelikte olmuş. Oyunun sadece 3 temel eksiği var. Aslında iki eksiği, bir de fazlalığı desek daha doğru olur. Eksikleri, yukarıda da bahsettiğim gibi amblemsiz takımlar ve müzikler; fazlalığı ise devrim niteliği taşıyan 3B futbol sistemi olmuş. Fakat hala hayallerinizde bir takım yönetmek varsa, bu oyun, hayallerinizi bir nebze de olsa gerçeğe dönüştürebilir. Güzel oyunlu günler…